Giriş ya da Kayıt Ücretsiz!
Ana menu
Untitled Document
Kalkım
Untitled Document
Kullanıcı Bölümü
Merhaba Ziyaretçi
IP: 54.198.108.19

Kullanıcı Adı
Şifre
Arama
Rastgele Resim
köy kahvesi
Kalkım Oteli 3
Kalkım El Sanatları Halı Kilim Evi
Radyo TV
Untitled Document
Etiketler
Günlük Burcunuz

Günlük falınızı Okuyun

Untitled Document
Assos Behramkale
Tarih 22/02/2009 00:56  Yazar Agonya  Hitler 3750  Dil Varsayılan

ASSOS - BEHRAMKALE

Gülpınar'dan doğuya doğru ilerleyen ve hepsi 26 km. olan yol Assos/Behramkale'ye çıkıyor. Assos İskelesi eski antrepolardan restore edilmiş butik otelleri, iyi balık lokantaları ile aslında "bir avuç" denilebilecek kadar bir yer. Ama bu bölgenin turizminde yıllardır lider konumunda. Bu liman aslında çok eski tarihlerde de vardı ve gene böyle küçük bir limandı. 1950'lere kadar da sanayi hammaddesi olarak meşe palamudu ihraç edilirdi.
Son yıllardaki araştırmalar buradan demir de ihraç edildiğini gösteriyor.

Assos antik kenti

Kent bir volkan konisi üzerine yerleşmiş. Güneye, denize doğru teraslarla iniyordu. Bugünkü köy ise kuzeyde. Türkler bölgeye geldiklerinden başlayarak güneye doğru yerleşim kurmamışlar. Bunun korsanlardan korunmak için olduğuanlaşılıyor. Oysa Antik dönemde kent denize bakıyor ve Ege'nin ünlü İmbat rüzgarını alıyordu.
Antik kentin etrafı dört km'lik surla çevrili. Surların bir kısmı yokolmuş. İ.Ö. 6. yy'dan beri surlarla çevrili olduğu biliniyor. En son dönem surları 4. yy'a ait. Bunlar onarılarak Roma döneminde de kullanılmış. Günümüzde de önemli ölçüde ayakta, iyi durumda.
Kentin yapıldığı zor işlenen ama çok dayanıklı taşa antik yazarlar "insan yiyen taş" diyorlardı. Zor işlense de dayanıklı olan bu taş Assos'un ihraç malları arasındaydı. Taştan yapılan lahitler satılıyordu. Araştırmalar lahitlerin değerinin kullanılan şap'tan geldiğini ortaya koyuyor. Şap ticareti o denemde önemli ve kazançlıydı.

Batı Nekropolü (mezarlık)
İlk kazı 1981 yılında başladı ve ilk kazı alanı nekropoldü. Mezarlık İ.Ö. 7. yy'dan 2. yy'a kadar; 9 yy. mezarlık olarak kullanılmış.
En eski gömüler yakılan cesetin külleri çömleklere konulup ve ağzı kapatılarak gömülmesi şeklinde yapılıyordu. Sonra daha büyük küplere ölü ana karnındaki gibi konuluyor ve dönemin inancı gereği geri gelmesin diye ağzı taşla kapatılıyordu. Ölen erkekse geri gelme ihtimaline karşı eşi tanınmamak için bir süre peçeyle dolaşıyordu.
Assos kazılarını yöneten ve bu yazımızda yararlandığımız Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu günümüz batı dünyasında cenazelerde kadınların tül (peçe) takmasının kökeninde bu dönemdeki inancın olduğunu söylüyor.
Küp gömülere ölü için hediyeler de konuyordu. Türkiye'de define avcılarının mezar kazmaya meraklı olmaları ve çok sayıda "bir küp dolusu altın" bulma öyküsünün altında da bu kültürün olduğu anlaşılıyor.
Daha sonraki mezar tipi lahitler. Yüzeye yakın bulunan lahitlerin hepsi daha önce defineciler tarafından soyulmuş. Ancak altlardaki lahitlerde iskelet kalıntıları ve ölü hediyeleri bulunabilmiş.
Bu buluntuların en değerlisi İ.Ö. 4. yy'a tarihlenen pişmiş topraktan yapılma bir kadınlar orkestrası heykelciği. Hiçbir müzede benzer bir örnek yoktur.

Önce tarihe yolculuk
Assos antik kenti, limana inmeden önce karşılıyor ziyaretçileri.
Bir liman kentiydi. İhracat yapılır, buradan geçen ticaret gemilerine ikmal yapılır ve vergi (gümrük) alınırdı.
Adı biraz tartışmalı. Mesela Homeros Assos adından hiç sezetmez. Troia'nın destekçilerinden sözederken Pedesa'dan söz eder. Strabon ise II. Yy'da Pedesa'ya gittiğinde buranın terk edilmiş bir kent olduğundan sözediyor. Oysa Assos'un tarihi boyunca her zaman iskan gördüğü biliniyor. O zaman Pedasa bir başka yer olmalı. 6. yy'da Assos paralarının üzerinde Assi yazılı. Bu ad Helence değildir, Anadolulu yerli bir addır.
Kent bir volkan konisi üzerine yerleşmiş. Güneye, denize doğru teraslarla iniyordu. Bugünkü köy ise kuzeyde. Türkler bölgeye geldiklerinden başlayarak güneye doğru yerleşim kurmamışlar. Bunun korsanlardan korunmak için olduğu anlaşılıyor. Oysa Antik dönemde kent denize bakıyor ve Ege'nin ünlü İmbat rüzgarını alıyordu.
Antik kentin etrafı dört km'lik surla çevrili. Surların bir kısmı yokolmuş. İ.Ö. 6. yy'dan beri surlarla çevrili olduğu biliniyor. En son dönem surları 4. yy'a ait. Bunlar onarılarak Roma döneminde de kullanılmış. Günümüzde de önemli ölçüde ayakta, iyi durumda.
Kentin yapıldığı zor işlenen ama çok dayanıklı taşa antik yazarlar "insan yiyen taş" diyorlardı. Zor işlense de dayanıklı olan bu taş Assos'un ihraç malları arasındaydı. Taştan yapılan lahitler satılıyordu. Araştırmalar lahitlerin değerinin kullanılan şap'tan geldiğini ortaya koyuyor. Şap ticareti o denemde önemli ve kazançlıydı.

Akropol (yukarı kent)
En yüksek noktada tanrıça Athena'ya adanmış Athena Tapınağı var, İ.Ö. 525 yıllarında yapılmış. Arkaik Çağ'da Anadolu'da yapılmış ilk ve tek Dor düzenindeki tapınaktır. Tapınakta ayakta gördüğümüz sütunlar yoktu. Kazı çalışmalarında sağlam kalabilmiş sütunlardan çıkarılan kalıplarla yeni sütunlar dökülmüş ve böylece ayağa kaldırılmış. Sütunların üzerindeki firizlerin bir kısmı 1881'de Boston Müzesi'ne götürülmüş. Bir kısmı Louvre Müzesi'nde ve bazı parçalar da İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde. Kabartmalarda kahraman Herakles'le ilgili bir mitos anlatılıyor.
Bulunan ikinci tapınak ise bir Bizans Bazilikası. (4. yy)

Agora
Güney yamaçta teras üzerindeki Agora'nın kuzey stoası iki katlı, güne stoası dört katlı. Ortada tanrıça Athena'ya adanmış küçük bir tapınak var.
Bu yörede 2002 yılında yapılan arkeolojik çalışmalara 6. yy konut yapıları bulundu.

Tiyatro
1985 Yılından beri çalışılan tiyatronun deprem gördüğü ve çöktüğü anlaşıldı. Devrilmiş duvarları yeni baştan örüldü. 4000 kişilik.
Bir zamanlar taş ocağı gibi kullanılıp taşları götürülmüş. İki yanda tonozları varmış, tonozlardan biri yeni üretilen taşlarla ayağa kaldırıldı. Yeni yapılan sıralarla eksikler tamamlandı. Sahne binasının yanından giden 2000 yıllık bozulmamış bir cadde ortaya çıkarıldı.

Konut Alanları
Kentin güneybatı yönündeki konut alanlarında yapılan kazılarda hıristiyan mahallesi bulundu. 6. yy'a tarihlenen seramikler ele geçti., bir başka konutta aynı tarihten bir sarnıç ortaya çıkarıldı. Kentte bulunan diğer sarnıçlar o dönemlerde kentin su sıkıntısı çektiğini gösteriyor.
Su sıkıntısı bugün de sürüyor.
Oysa çok daha eski çağlarda İda Dağı'nın sularının künklerle kentlere taşındığı biliniyor. Bu kitabımızın önceki sayfalarında da bu örneklerden sözedilmişti.

Ayazma Tepe
2002'de Kazılan bir başka alan Ayazma Tepe'ydi. Düzgün teras duvarları, dikdörtgen planlı büyük yapı burada büyük bir hıristiyanlık merkezinin işaretleri.
Şehrin Akropol eteklerindeki yerleşimi Tunç çağına kadar iniyor. Sonraki dönem yerleşimleri de aynı yerde gerçekleşmiş.

Assos İskelesi
Antik kent gezisinden sonra yazın otomobil inişine izin verilmeyen kısa ama dik yokuşu inerek, yoğun sezon dışında limanın girişindeki park yerine otomobil bırakılarak limana giriliyor. Zaten burada otomobilin bir anlamı yok. Bir avuç yer, sokakları daracık.
Kentin limanında iki mendirek vardı. Biri bugün de onarılmış olarak kullanılıyor. Limanda çoğu otel, motel olan taş yapılar geçen yüzyılın yapıları.
Yeni bina yapılmasına izin verilmemesi burayı asıl değerli kılan şey oldu. Halen kullanılan bir çeşme Roma döneminden kalma.
Assos yıl boyunca her mevsimde gidilebilecek bir yer, zaten kış tatillerinde de dolup taşıyor. Ama asla gürültülü patırtılı bir yere dönüşmüyor. Bu hem buradaki turizmcilerin hem de Assos müdavimlerinin birlikte sağladı bir huzur ortamından geliyor.

Deniz kenarında felsefe

Bir ilginç özelliği de 5. yy'dan sonra kentin bir tür "özelleştirmeye" uğraması. Zengin banker Euboulos kentin yönetimine gelmiş.
Kentin ondan sonraki hakimi de bankerin azatlı kölesi ve mirasçısı Hermias olmuş. Hermias felsefe eğitimi görmüştü. Platon'un öğrencisi olmuştu ve mantık biliminin kurucusu Aristotales'in arkadaşıydı.
Aristotales Hermias'ın çağrısı üzerine Assos'a gitti ve üç yıl kadar burada dersler verdi. Doğrusu felsefe dersi almak için çok uygun bir yer.
Bir de şiir için uygun yer olduğu kanısı var. Akşam günbatarken, sabah İda Dağı'nın eteklerine doğru yürürken, gece ayışığında güzel bir sofrada sevdiğinzle otururken insanın aklına bir şiir, birkaç mısra gelmemesi mümkün değil.
Öylesine romantik ve değişik bir atmosferi var bu antik limanın.
Ve limandaki balıkçı teknelerinin her gün attıkları ağlara takılan balıklar, ahtapotlar, kalamarlar ve daha başka deniz ürünleri çevre bahçelerde yetiştirilen taze sebzelerin eşliğinde vemutlaka zeytinyağıyla sofraları süslediği yerde kilo almamak için zeytin ağaçları arasında uzun yürüyüşler yapmakta yarar var.

Behramkale'den Ayvacık yoluna girildiğinoe Tuzla Çayı üzerinde 14. yy'da yapılmış Hüdavendigar Köprüsü'nden geçiliyor. Halen ayakta ve sağlam bir tarihi köprü. Kemerleri dikkat çekici, gördüğümüz köprü elbette orijinal halinden onarımlarla farklılaşmış. Ama kemerleri orijinalliğini koruyor
Hüdavendigar Camisi de 14. yy. eseri. Bir tepenin üzerine yapılmış olan cami Osmanlı dönemine ait ve oldukça tipik bir yapı. Cami'nin giriş kapısı yakın çevredeki Carnellus kentinin kapısıdır. Carnelius kilisesini onartan Skamantos Kralının kilise kapısına yazdırdığı yazılara dokunulmamış ancak üzerindeki haç işaretinin iki kanadı kırılmıştır.
Caminin iç süslemelerindeki kadırga resimleri de cami mimarisinde pek alışılmış bir şey değildir.

Ayvacık
Aslında Behramkale (Assos) Ayvacık'ın köylerinden biri, ama Assos'un bir turizm merkezi olarak ünü öne geçmiş. Assos'un hakkını yemeyelim ama Liman'da üst katı otel, alt katı lokanta güzel bir yer de olsa sıkışıp kalmak çevreye haksızlık olur.
İlçenin kuruluşuna dair bilinenler daha çok yöre halkının seylenceleri biçimindeki bilgiler. Ama yörenin yerleşim tarihinin çok eski tarihlere uzandığı çevre hakkındaki antik çağ bilgilerince doğrulanıyor.
Babakale'den başlayıp Küçükkuyuya kadar olan 78 km'lik sahil şeridi Ayvacık ilçesine bağlı.

Lamponia antik yerleşimi
Assos İskelesi'nin çok yakınındaki antik yerleşimde günyüzündeki kalıntılara bakıldığında 5. yy'da kurulduğu tahmin ediliyor.
Edremit Körfezi'ne hakim yerleşimin sur duvarlarının bir kısmı ayakta.

Assos'tan Küçükkuyu'ya
Kadırga Koyu
Assos'tan iki km. doğuya sahil yolunu izleyince 2 km. kadar ileride en azından şimdilik aşırı yapılaşmadan kurtulmuş güzel bir koy var: Kadırga Koyu.
Osmanlı zamanında donanmanın kadırgaları bu koya çekildiğinden bu adı almış.
Bu yörede ilk Mavi Bayrak alan plaj da bu koy. Açık plaj durumundaki koy çevresi zeytinliklerle çevrili.
Buradaki oteller de genellikle doğaya saygılı, çevre yerel mimarisi ile uyumlu ve muhakkak zeytin ağaçları arasında.
Kadırga Koyu ile Küçükkuyu ilçesinin sınırlarına girilmiş oluyor.
Yorum Yok.
 Çanakkle     Yenice    Kalkım    Akçakoyun    Hamdibey    Pazarköy    Aşağıçavuş  Cambaz  Çiftlik   Yarış  Reşadiye
kalkimbeldesi@hotmail.com
MemHT Portal is a free software released under the GNU/GPL License by Miltenovik Manojlo