Giriş ya da Kayıt Ücretsiz!
Ana menu
Untitled Document
Kalkım
Untitled Document
Kullanıcı Bölümü
Merhaba Ziyaretçi
IP: 54.225.39.142

Kullanıcı Adı
Şifre
Arama
Rastgele Resim
Kalkım
Kalkım Edremit Yolu 2
Kalkım Gölet
Radyo TV
Untitled Document
Etiketler
Günlük Burcunuz

Günlük falınızı Okuyun

Untitled Document
Ezine
Tarih 22/02/2009 01:06  Yazar Agonya  Hitler 6062  Dil Varsayılan

Ezine
Beyaz peyniri ile tanınan Ezine antik çağın Neandreia kentinin bulunduğu yerde kurulmuş. Kent şimdi Çanakkale-İzmir yolunun üzerinde.
Ezine'nin tarihi eserleri arasında Osmanlı camilerinin ilk örneklerinden biri sayılan Abdurrahman Camisi, çevredeki antik kalıntıların kullanılmasıyla yapılan Sefer şah Camisi, bu caminin hemen yakınında 14. yy. yapısı Ahi Yunus Zaviye ve Türbesi görülebiliyor.
Neandria
Neandria antik kenti Ezine kent merkezine oldukça yakın, Çığrı dağı eteklerinde Aiolya'nın tapınağı Neandreia'daydı, Kent az vergi ödeyerek Attika Delos Deniz Birliği'ne katılmıştı. İ.Ö. 33'da Spartalı komutan Derkilidas'a teslim olan kent İ.Ö. IV. Yy'ın sonunda Alexandreia Troias'la birleşti.
Kent çepeçevre surlarla çevrili. Kentin Akropolü 500 metre kadar yüksekte. Buradan Ulubey Göleti, Ege Denizi ve Bozcaada'nın göründüğü oldukça geniş bir alanı seyredebiliriz.

Ezine'den Babakale'ye
Ezine'den güneye doğru, deniz kıyısından yapılacak kısa bir yolculuk çok önemli ören yerlerinden geçerek Türkiye anakarasının en batı ucu olan Babakale'ye ulaşıyor.
Ezine'den Ege kıyılarına yöneldiğinizde ilk durak noktanız Geyikli olacak. Geyikli yol üzerinde küçük ve şirin bir belde. Önce kuzeye, Kumburun'a çıkıyoruz. Yol sizi, asırlık çam ağaçlarının ve sık bitki örtüsünün arasından geçirecek. Ve Kumburun sahiline çıkacaksınız. Kumburun daha çok az kimsenin keşfettiği sahil şeridi, berrak mavi suyu ve koyları ile ilginizi çekecek. Doğal yapısı itibariyle denizden çıkarma yapmaya uygun olduğu için, Çanakkale savaşının en önemli mevzilerinden biriymiş Kumburun. Savaş sırasında yerleştirilen 4 batarya, yer altındaki beton sığınaklar, karanlık dehlizlerdeki makineli tüfek mevzileri sizi yüzyıl başına götürecek ve içinizin ürperdiğini hissedeceksiniz.
Tarihi koyda motel ve lokanta var. Komşu koylarda da konaklanacak ve kamp kurulacak tesislerle karşılacaksınız.
Kumburnu aynı zamanda bir balık cenneti. Gece atılan ağlar sabaha kadar balıkla doluyor ve sahildeki Kumburnu lokantasında servise çıkıyor.

Mavra Adası
Eğer vaktiniz varsa ve balıkçılarla anlaşıp tekne bulabilirseniz, 40 dakika uzaklıktaki Mavra adasını görmelisiniz. Balıkçılar, eğer hâlâ kalmışsa size istakoz yuvalarını gösterecek. Avlanmak için değil seyretmek için de olsa 1-3 kiloluk istakozların bulunduğu berrak suya dalmaya değer.

Alexandreia Troas
Roma İmparatorluğu'nun başkent adayı. Dalyan köyünden yola çıkıp Babakale yönüne ilerlerken yol bir antik kentin içinden geçiyor. Burası Alexandreia Troas. İlk araştırmalar 1994 yılında başladı. Yüzey araştırmaları ile kentin sınırlarını belirleyen bir haritası çizildi. İlk kazılar 1997 yılında başladı.
Kent İ.Ö. 4.yy'ın sonlarında Büyük İskender'in komutanı Antigonos Monoftalmos (tek gözlü Antigonos) tarafından Antigoneia adıyla kurulmuş. Coğrafyacı Strabon'a göre bu ilk kuruluştan kısa bir süre sonra İ.Ö. 3. yy'ın başlarında Trakya kralı Lysmakhos İskender adına kente Alexandreia Troas adını verdi ve imar işleri başlattı. Bu dönemin bir kentin adının değişmesi mi yoksa yeniden kuruluşu mu olduğu konusu tartışmalı.
Bu dönemde kente çevredeki yedi kentin sakinleri yerleştirildi. Kentin alanı bugünkü Gülpınar'dan Troia'ya ve doğuda Evciler'e kadar uzanıyordu. Anadolu'da kurulmuş en büyük kentlerden birisiydi.
Roma dönemi yazılı kaynaklarında İmparator Julius Ceasar'ın kenti ziyaret ettiği ve buraya Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapmayı düşündüğü belirtiliyor. Bazı kaynaklarda da İmparator konstantin'in Konstantinopolis'i (İstanbul) burada kurmayı düşündüğü yazılıyor.
İşte böylesine büyük, zengin ve önemli bir liman kentiydi. Çizilen kent planına göre 390 hektarlık bir alanı kapladığı ve 8 km. uzunluğunda sur duvarı izlenebildi.
Kentin ne zaman ve neden terkedildiği şimdilik bilinmiyor. Süren kazılar belki bu konuyu da aydınlatacak bulgulara ulaşacaktır.
Kentin ana kapısı Neandreia'ya bakan doğu kapısının bulunduğu alandaki kazıda kapının 20 m. Çapında bir avluya açıldığı görüldü. Bu yuvarlak avlulu kapı yapısı Anadolu'da bilinen en eski örnek.
Yolun sağ tarafında kalan ve kazıların devam ettiği alanda 8 m. Temel ortaya çıkarıldı. Temel içinden geçen kanal sistemi görülebiliyor. Temelin profili ve renkli elemanları, heykel (Dionysos başı) yapının bezemesinin görkemini göstermeye yetiyor.
Görülebilen bir diğer yapı "Maldelik" diye adlandırılan 30x30 m boyutlarındaki yapı. Ön cephesinde tonoz kemerlerinin yer aldığı yapının günümüze ulaşan yüksekliği 7 m. Kemerlerden içeriye girildiğinde içeriden bir üst katın daha olduğu anlaşılıyor. Yöre halkı buraya "saray" diyor ama bilim henüz yapının fonksiyonundan emin değil.
Hellenistik tiyatrosunun 19. yy'a kadar yöreye gelen gezginlerce çok iyi durumda görülebilmiş. Tiyatronun arka tarafında Hellenistik döneme tarihlenen küçük bir tapınağın kalıntıları var.
Anadolu'da bilinen en büyük hamam yapısı
Kentin su ihtiyacı Hellenistik dönemde sarnıçlarla karşılanabiliyordu. Ancak bu kadar büyük bir kent için yeterli olamıyordu. Atinalı zengin ve bilim adamı Herodes Atticus kente hamam ve su şebekesi kurulması için imparatora büyük miktarda bağış yapmış. Kentin doğusundaki Çığrı Dağı'ndan kısmen yerüstü, kısmen de yeraltından su hattı kurulmuş.
Herodes Attikus hamamı yolun sol tarafında görülebiliyor. Çok büyük bir yapı olduğu anlaşılıyor. Cephesinin 100 metre ve Anadolu'da bilinen en büyük hamam yapısı. Günümüzde ayakta olan ve birisi korumaya alınmış bulunan kemerleri hamamın görkemi hakkında fikir veriyor.
Hamamdan kentin merkezine giden yönde aynı tarafta"Bizilika" diye adlandırılan bir diğer görkemli yapının kalıntıları görülüyor.
Kentin Roma dönemindeki merkezinde de kazı çalışmaları sürüyor. Kazı yöneticileri bulunan yapı kalıntısının muhtemelen korint bir tapınak mimarisine sahip bir yapıya ait olabileceğini düşünüyorlar.
Agora'nın doğusunda yarım daire şeklindeki odeionun kalıntıları var.
Kente zenginlik getiren limanından halkın "tuz gölü" dediği bir su birikintisi kalmış. Deniz kenarında da olasılıkla İstanbul'a götürülmek üzere limana getirilmiş ama burada kalmış sütun parçaları görülüyor.
Kazılar, restorasyonlar ve diğer çalışmalar tamamlandığında Anadolu'nun en büyük kentlerinden birisi olan Alexanreia Troas büyük bir ilgi görecek.
Şu anda görülebilenler bile kentin büyüklüğünü anlamamızı sağlayabiliyor.

Kestanbol Kaplıcası
Doğal ve artezyen çıkışlı termal suyun kaynaktaki sıcaklığı 67 derece, çamur suyunda ise 68 derece. Banyo, çamur banyosu, inhalasyon, serpinti kürleri ile iltihaplı kadın hastalıkları, romatizma ve siyatik, kireçlenme, kemik tüberkülozuna iyi geliyorKaplıcaların eski çağda Troas kentinin hamamları olarak kullanıldığı sanılıyor. Kestanbol İstanbul anlamına geliyordu. İskender kenti alıp adını Troas'a çevirmeden önce kentin adı Kestanbol idi.
Konaklama ihtiyacına da cevap veren tesisin odalarına da kaplıca suyu veriliyor.

Mermer Ocağı
Kestanbol Kaplıcaları'ndan güney yönüne devam edip Uluköy'deki benzincinin yanından sola dönüp 4 km kadar yol alındığında (Koçali Köyü'ne varmadan) sola 200 metre kadar yürüyünce bir mermer ocağı kalıntısı görülüyor. Biraz daha yürüyünce asıl büyük ocağa varılıyor. 2'si kırık 7 mermer sütun yatık vaziyette görülüyor. Burasının bir mermer ocağı olduğu ve sipariş üzerine yapılmış mermer sütunların o sırada çıkan bir savaş nedeniyle teslim edilemediği tahmin ediliyor.
Küçük bir vadi biçimindeki yer hem konumu hem de sütunları ile etkileyici.

Dalyan
İskele'den çıkan yol Geyikli'ye oradan da Dalyan Köyü yol ayrımından sağa girerek küçük bir balıkçı köyü olan Dalyan'a ulaşıyor. Dalyan tekne yapımı, balıkçıları ve birkaç balık ağırlıklı kır lokantası ile turizmde kendisine yer arıyor.
Uzun ve kumsallı açık plajı ve pansiyon olarak kiralanan evleri var.
Karşısında da Bozcaada manzarası.

Tavaklı
Tavaklı da yol üzerinde ve deniz kenarındaki küçük yerleşimlerden biri. Konaklanacak küçük pansiyonlar var. Sahil de denize girmek için uygun. Ağaçların gölgesindeki çay bahçeleri ve lokantalar küçük molalar için davetkar.
Kolonai / Tavaklı
Tavaklı yakınındaki Kolonai antik kentinin yeri biliniyor. Ancak arkeolojik kazı yapılmadığı için görülebilecek bir şey yok.

Apollon Smintheion / Gülpınar

Güneye doğru sahil yolu takip edildiğinde Gülpınar (Eski adı Külahlı) köyünde ayağa kaldırılmış sütunları ile kolayca görülebilen Apollon Smntheion Prof. Coşkun Özgünel yönetiminde kazılıyor. Burada ilk kazı 1866'da yapılmış. Kısa süren kazı çalışmasından sonra çok uzun zaman öylece kalan ören yerinde 1971-73 yılları arasında sondaj çalışmaları yapılmış ama tapınak 1980'e kadar gene unutulmuş. 1980'de Coşkun Özgünel yönetiminde yeniden başlayan bilimsel kazı ve onarım çalışmaları günümüzde de sürüyor.
Simintheion kutsal alanı Troas'ın önemli kült merkezlerindendi. Tapınağın yapıldığı yerin bugün olduğu gibi o zamanlarda da bol su bulunan bir yöre olduğu anlaşılıyor. Çünkü Apollon kehanette bulunmak için her zaman suya ihtiyaç duyardı.
Alexandreia Troas Hellenistik dönem sikkelerinde (para) görülen ve yazılı kaynaklarda geçen tanrı Apollon'un tapınak cephesinde duran, adını aldığı "fare-smintheus'a" basarken tasvir edilmiş heykel henüz bulunamadı.
Tapınağın ana yapısının beş katlı, yaklaşık 15 metre yüksekliğinde olduğu düşünülüyor.
Kutsal alanın kamulaştırılmasına kadar uzun yıllar taş ocağı olarak kullanılmış olması yazık ki bir çok parçanın yokolmasına neden olmuş.
Kutsal alandaki kazı çalışmaları kapsamında yakındaki Gülpınar-Tuzla ovasındaki Tuzla Çayı üzerindeki özgün Roma Köprüsü de ortaya çıkarıldı. Köprü Alexandreia Troas ile kutsal alan arasındaki bağlantıyı sağlıyordu.

Tuzla Köyü / Gülpınar
Gülpınar'dan 4 km. uzaklıktaki Tuzla Köyü henüz verimli olarak kullanılmayan jeotermal kaynaklara sahip olmasının yanında 700 yıllık geçmişiyle de özel köylerden birisi.
Hüdavendigar Külliyesi Sultan Murat tarafından yaptırılmış. Zamanımızı halenibadete açık cami ile medresenin bir odası ulaşabilmiş.
Korunabilmiş sivil mimari örnekleri yanında dağ eteğinden çıkan bir kaynak suyundan tuz elde edilmesiyle de ilginç bir özelliğe daha sahip.

Günyüzüne çıkarılmamış kentler
Bu bölgede de Anadolu'nun bir çok yerinde olduğu gibi henüz kazı yapılmamış bir çok antik kentin, eserin bulunduğunu anlamak için aracınızdan inip biraz kırlarda dolaşmak yetiyor. Uzman olmaya gerek yok. Bir tepenin eteklerinde yüzeyde kap kacak kırıkları hemen göze çarpıyor.

Chryse ve Hamaxitos
Gülpınar ile Baba Burnu (babakale) arasında birbirine çok yakın iki antik kentin yeri biliniyor. Ancak herhangi bir kazı yapılmamış.

Babakale
Türkiye'nin Asya topraklarının anakaradaki en batı noktası Babakale. Kuzey yönünden girerken uzun bir plajı var. Köy yüksek bir kayalık üzerinde; zeytin ve çınar ağaçları ile süslü. Taşlı dar sokakları, eski köy evleri yanında restore edildiği için yeniymiş gibi duran bir kale ve baba Burnu'ndaki deniz feneri ile bütün denizcilerin bildiği bir yer. Giriş tarafındaki sahilde ise yazlık evler var.
Köyün zeytin ve çınar ağaçları huzur verici. 1723 yılında kurulan kale Osmanlı'nın yaptığı son kale, döneminin izlerini taşıyor. Tarihi kale ile çeşme, su yolları ve cami günümüze kadar gelebilen eserler arasında. Ege ile Marmara'nın ayrıldığı bu sınırda güneşin denize batışı ise doyulmaz güzellikte. Bir zamanlar Osmanlı donanmalarının geçtiği, korsanların uğrak yeri olan bu uç noktanın tepeleri kekik kokulu. Tavşan, domuz, keklik, bıldırcınlara mevsimine göre her an rastlayabilirsiniz. Bu sakin beldede yazlık edinenler Çanakkale Boğazı'na yapılacak köprü dolayısı ile endişeliler. Köprü projesi ile birlikte değerlenen bölgede Ege Denizi manzaralı tepeler, Ak Liman çevresi en çok rağbet gören yerler. Açık havalarda Bozcaada ve dokuz mil ötedeki Midilli'nin yapılarını bile görmek mümkün.
Sahil şeridinde bulunan Ak Liman koyu ise denize girmek için en güzel yer. Yüz metresi sığ olan sahilin güzel ince kumlu plajı var.
Eski bir korsan yatağı olduğu anlatılan köye bir deniz seyahati sırasında fırtına çıkınca sığınan Sultan III. Ahmet'in etrafını saran köylüler şikayette bulunmuşlar. Sultan korsanlardan bıkıp usanan köylülerin dertleri ile ilgilenmesi için veziri İbrahim Paşa'ya buyruk vermiş. Paşa da damadı olan Kaptan-ı Derya Mustafa Paşa'yı görevlendirmiş. Çıkarılan fermanda yurdun dört bir yanındaki mahkumların Bababurnu'nda çalışmaları halinde serbest kalacakları duyurulmuş. Mahkum işçiler canla başla çalışıp kaleyi yapmışlar. Çeşme için 5 Km. öteden künk döşeyip su getirmişler. Limanın inşaatına başlamışlar ki Mustafa Paşa Patrona Halil isyanında öldürülmüş. Liman da yarıda kalmış. Çok sonraları yeniden yapıma başlanmış.
Mavi yolculuğa çıkanların ya da balıkçıların burada denize kuru ekmek atmaları çok eski bir geleneğe dayanıyor. Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye'sinde anlattığı öyküde donanmadaki adı "peksimet yemez Latif Baba" olan denizci ölünce Babakale köyüne gömülmüş ve donanma ne zaman buradan geçse denizciler uğur getirsin diye türbenin bulunduğu tarafa doğru suya ekmek atmışlar. Evliya Çelebi de buradan geçerken Latif Baba'nın ruhuna fatiha okuduğunu anlatıyor. Şimdi bu geleneği Mavi Yolcular sürdürüyor.
Köy balıkçılık. zeytincilik yanında ayakkabıcılık ve bıçakçılıkla geçiniyor. Son yıllarda bunlara biraz da turizm eklenmiş. Bıçakçılığın geçmişi çok eskilere dayanıyor. Altı kuşaktır bıçakçılık yapan aileler var. Malzemeleri otomobil makasından aldıkları çelik. Keçiboynuzundan sap, kavak ağacından kın yapıyorlar. Bıçaklar kullanışlı ve çok keskin. Ama bu geleneksel mesleği sürdürenlerin sayısı azalıyor giderek.
Marmara ile Ege arasında geçiş hattı olması dolayısı ile mevsimine göre uskumru, tekir, palamut, lüfer, karagöz, kupa çıkıyor. Bir de çok güzel kalamarı oluyor. Köyde balık yiyebilirsiniz.

Gülpınar'dan Assos'a ve Küçükkuyu'ya / Ayvacık
Gülpınar'dan doğuya doğru giden yolun deniz tarafında olanını izlemek daha keyifli. Güzel köylerden geçiliyor. Önce Kocaköy, sonra çam ağaçlarıyla süslü Bademli diye devam ediyor.

Koyunevi / Sokakağzı (Sivrice)
Assos ve Küçükkuyu sahillerinin turizmde aldığı yol batı sahillerinde de bir turizm hevesi yarattı.
Bu yörede en hızlı gelişen sahillerden birisi Koyunevi Köyü'nün sahili. Denizden biraz yüksek olan karayolundan 4.5 km'lik bir yolla birdenbire karşımıza çıkıveren upuzun kumsallı ve yarımay biçimli bir koya iniyoruz. Karşıda Yunanistan'ın Midilli Adası. Bir zamanlar bura köylüleri ile Midillililer birbirinin pazarına gidip gelirlermiş. Bir şeyler alıp satmaya. Sonra araya savaşlar, gerginlikler girmiş ve iki komşu birbirine uzaktan bakar olmuşlar. Son yıllarda Türkiye ve Yunanistan arasında yumuşayan ve dostluğa dönüşmeye başlayan havayla belki de kısa bir süre sonra gene eski günlerdeki gibi komşuluk edecekler.
Sahil boyunca sıralanmış küçük motel ve pansiyonları, bunların önleri çardaklı lokantaları, lokantalarında her zaman taze deniz ürünleri ve uygun fiyatlarıyla kalabalık tatil yerlerinden sıkılan ve sessiz dinlenme yerleri arayanların yeni keşfi bu sahil.
En azından şimdilik büyük otel veya başka bir tesis yok. Motellerin en büyüğü bile 20 odayı geçmiyor.
Köylülerin turizme başlamadan önceki geçimini zeytin-zeytinyağı ve balıkçılık oluşturuyordu. Şimdi de asıl geçim gene bu kalemlerden sağlanıyor.
Lokantalarda balık ve deniz ürünleri çeşidi o gün balıkçıların ağlarına ne takılmışsa onlardan oluşuyor.
Sokakağzı'nın denizi balıkların geçiş yolu olduğundan çok çeşitli balık çıkıyor. Kılıç şiş hemen her zaman bulunabiliyor.
Açık plaj, ücretsiz. Herkes konakladığı motelin önünden denize giriyor ve her türlü ihtiyacını da motelden gideriyor.
Henüz profesyonelleşmemiş köylüler turizmi öğrenme yolunda hızla ilerleseler de "amatör ruh" hakim durumda. Moteller aile işletmesi olarak çalışıyor. Ailenin her ferdi bir işi üstleniyor. Motel işletenlerin bir kaçı da büyük kentlerden kaçıp gelmiş insanlar.
Turizmin geliştiği yörelerdeki kalabalık ve gürültülü eğlenceler olmayan Sokakağzı dalma eğitimi veren ve turu düzenleyenlerle zıpkınla balık avlamaya meraklı amatörlerin de rağbet
Sütlüce Koyu ve ettiği bir yer.

Sivrice Feneri
Sahilden yol yok, 4,5 km'lik yolu çıkıp doğuya doğru yolculuk biraz sonra deniz kenarından Sivrice Feneri'ne doğru yol alıp Sütlüce Koyu'na ulaşılıyor.
Buralar da henüz turizmin aşırı yapılaşmasından uzak durabilmeyi başarıyor. Küçük moteller, ev pansiyonlar var. Deniz temiz, balık ve deniz ürünleri bol, zeytinyağı da öyle.
Denizden ibaret de değil. Mitolojik İda Dağı hemen arkada. Zeytinliklerle başlayıp büyük bir ormana dönüşen, güzel köylerin bulunduğu alan denizden arta kalan zamanın süsleyecek görüntüler sunuyor.
Tarihle iç içe keyifli bir yaşam.
Etiketler Ezine
duygu saatci
ezine üniversite yıllarında yuvam olan yer çok küçük bir okadarda sıcak yerdir 4 yıldır uzaktayım ama burnumda tütüyor resimlere baktımda çok özlemişim insan ordayken kıymetını bilmiyor ama uzak olunca daha iyi anlıyor orda olanlar güzel memleketinizin kıymetını bılın bende 1 ay sonra ordayımSmile
26
May
 Çanakkle     Yenice    Kalkım    Akçakoyun    Hamdibey    Pazarköy    Aşağıçavuş  Cambaz  Çiftlik   Yarış  Reşadiye
kalkimbeldesi@hotmail.com
MemHT Portal is a free software released under the GNU/GPL License by Miltenovik Manojlo